11 Mart 2010 Perşembe

tembel olmak ve çinde ucuza karın doyurmak üzerine

yazmadığım zamanın bir kısmını yine çeşitli uğraşlar ve yoğun gündemlerle geçirdim. bunlardan birisi de film çekmekti mesela. peki bu, blog u bu kadar uzun süre yalnız bırakmama yeterli mazeret mi? tabiki hayır. karşınızda tembel bir adam ve onun kan toplamış beyni var. hiçbir zaman iyi bir blogcu olamayacağımı biliyordum zaten. devamlılığı sağlayamıyor olabilirim ama bu yazmayacağım anlamına da gelmez.

hadi bakalım, bugünün konusu Çin'de yemeği nasıl ucuza getirebilirim? olsun.

İlk başta şunu söylemeliyim ki Çinliler gibi yaşayacaksınız. Bu insanlar ne yapıp ne edip dışarıdan yemeyi evde imal etmekten daha ucuza getirmiş durumdalar. Öğlen 12-1 gibi dışarıda olursanız sokakta, (ne kadar lüks olursa olsun işleten çinli ise)dükkanlarda Çinli dostlarımızın ellerindeki iki çubuk ile içinde sebze,et,makarna ve bunların kombinasyonlarını barındıran kullan at kaplara hararetli bir şekilde ataklarda bulunduklarını göreceksiniz.

şimdi kıyaslayalım; dediniz ki ben onların yediğini yemem, evde sandviç yaparım daha ucuza gelir.basit sandviç malzemeleri nedir ; peynir,domates,şarküteri ürünleri,ketçap,mayonez,hardal vs.

çinliler peynir yemiyor ve çikolatalı,muzlu filan çeşitleri dışında da üretmiyorlar. o zaman ne yapacaksınız? carrefour,metro ve diğer ithal gıda satan marketlere gidip bir kalıp peynire 50-60 yuan veriyoruz. 10 yuanlik de domates aldık diyelim. ekmek olarak da 8 yuan e satılan ekmeklerden kullandık her birinden 2 adet sandviç çıktı ve üç adet aldık.94 yuanlik alış verişimizle toplamda 6 sandviç yapabildik. her bir sandviç yaklaşık 16 yuan e mal oldu. üzerine 3-4 yuan verip mc donalds'dan bigmac menü, illaki soğuk sandviç yiyeceğim diyorsanız 6-7 yuan verip subway'den gayet lezzetli bir tane edinebilirsiniz. ayrıca 20-25 yuan'e ortalama bir lokantadan bir tabak yemek ve içeceğinizi alabilirsiniz.

Bunlar aslında gayet uygun fiyatlar ama bizim ulaşmaya çalıştığımız nokta bu değil. "gerçekten" ne kadar ucuza karın doyurulabilir ve yediklerimiz lezzetli olur? (sağlıklı ve temiz olmasına söz vermeden)

lanzhou lamian : müslümanların işlettiği bir zincir. her şubede aynı fiyat tablosu, aynı masalar aynı yiyecek seçenekleri. bunlar : pilav üstü salçalı ve etli sebze karışımları, pilavla karıştırılmış daha küçük boyutlu et, sebze ve yumurta kombinasyonları, et suyu çorbası içinde yüzen el yapımı makarna(la mian),yine el yapımı makarna üzerine etli ve sebzeli karışımlar.(çorbasız :)Bunların yanı sıra jiaozi(çin mantısı deyip geçiyorum), tepside et yemekleri ve menüde olmayan(emin değilim) bir çeşit hamur işi(pinyini tahminimce bingzi şeklinde. pilavlar ve makarnalar 5 ila 9 yuan arasında değişiyor. 1.5 yuane de kola,gazoz vs alıyorsunuz. kanınız kesin doyuyor çünkü yemekler biraz ağır ama türk damak tadına çok yakınlar ve ödediğiniz hesap maksimum (bir tabak yemek + bir içecek) 10-11 yuan.

sokak şişçileri :): çinde sokak şişçileri var ve bence gayet başarılılar. bu insanların genelde çok ufak bir yerleri oluyor ve oraya malzeme koyuyorlar. oturup yemek yediğiniz yer olarak mangalın civarına konuşlandırılmış olan masa ve sandalyeler kullanılıyor. büyük bir kısmının süpermarketlerde dondurma ve donmuş gıda satılan o firavun lahiti gibi buz dolapları var ve şiş çeşitleri burada beğenimize sunuluyor. tezgaha yaklaşıp bir adet sepet istiyorsunuz ve oradan kendi beğeninize göre kuzu şiş,dana şiş, tavuk şiş, sakatat şiş, kanat şiş, balık şiş,diğer deniz mahsülleri şiş(eheh), patlıcan, mantar, patates, diğer sebzeleri seçip mangaldaki amcaya ya da teyzeye götürüp ücretini ödüyoruz. sonra bunlar pişip masamıza geliyor. şiş başına fiyat seçiminize göre 1 ila 3 yuan arasında oynuyor. burada 15 yuanlik bir harcama ile karnınız doyuyor ve gayet de lezzetliler.

uygurlar da sokak şişçiliği yapıyorlar ama onlar genelde koyun-kuzu şiş, yürek falan satıyorlar çok fazla çeşitleri yok ve bisiklet arkasına kurulmuş mobil bir mangalla günlerini kazanıyorlar. uygurların kuzu şişlerini ya bir uygur lokantasında ya da sokaktan denemek lazım çünkü baharatlarıyla beraber çok lezzetli ve isterseniz ramazan pidesine benzeyen bir ekmeğin arasına sandviç yapıyorlar.bu sandviçin fiyatı şiş sayısına göre 6 ila 10 yuan arasında değişiyor.

kimbap ve lawson : kimbap denilen kore işi suşi aslında. çalışırken shanghai'ın sokaklarını arşınlamam gerekiyordu. otellere ve restoranlara ürün tanıtımı yapıyordum. işte böyle günlerde acıktığım zaman ayak üstü atıştırmalıklarla açlık bastırma durumları da sık oluyordu tabi. genelde imdadıma 24 saat açık marketlerin dolapları yetiştiği için orada satılanlar arasında beni çeken bir tek tabak kimbap ve dürüm kimbap olduğundan onlardan bahsedicem. plaka halindeki yosunumuzu açıp bize bakan yüzeyini haşlanmış pirinçle kaplıyoruz. bunu lavaş gibi düşünün. sonra içine malzemelerimizi yerleştirip dürüm yapıyoruz. rulomuzu sonra bir bıçak yardımıyla yaklaşık iki cm kalınlığında daireler şeklinde doğruyoruz. bahsettiğim marketlerde bulabilecekleriniz genelde sebzeli, domuz jambonlu ve su ürünlü oluyor. yengeçli bulabilirseniz sonuna kadar tavsiye ediyorum. marketlerin dışında bir de sadece bunu yapan küçük arabalar oluyor. orada hazır pişmiş şişler, sebzeler, şarküteri ürünleri ve ketçap mayonez bulunuyor içeriğini seçip gözünüzün önünde sardırıyorsunuz. gayet lezzetli ve doyurucu. fiyat ise en fazla 10 yuan.

fang bian mian : bu türkiye'de de var. kutu ramen olarak biliniyor daha çok. 4-5 yuan e bir kutu edinip içine sıcak su boca ediyorsunuz 2 dk bekleyip içinden çıkan çatalı ile afiyetle yiyorsunuz.çok doyurucu değil ama pratik ve ucuz.çindeki bir markanın acılısı ise türkiye'de özlediğim tatlardan.


sokaktaki diğer ıvır-zıvırlar: e tabi karnımızı ucuza doyurmak güzel ama sürekli aynı şeyleri yemek de bir süre sonra bayacaktır. o yüzden sokakta satılan diğer yiyeceklerin de tadına bakmadan dönmeyin ülkeye. isimlerini bilmiyorum bildiklerimi de unuttum ama bunların arasında sevdiğim bir iki tanesinden bahsedicem. birincisi; ördek dürüm dediğim kızgın bir saca döküp pişirdikleri biraz fazla yağlı bir karışımdan ince bir krep yapıp içine önceden pişirilip didiklenmiş ördek etini ve salatalık,patates gibi fazladan bir iki sebzeyi koyarak yaptıkları dürüm. yine en fazla 10 yuan verirsiniz ama denemeden geçmeyin bence. ikincisi ise yine kendi hazırladıkları bir karışımı manuel olarak döndürdükleri bir saca döküp ince ve boyut olarak büyük bir hamur haline getiriyorlar. sonra üzerine yumurta sürüp iyice pişince 4 e katlayıp arasına sizin seçtiğiniz malzemeleri (yeşillik,mısır cipsimsi bir şeyler,acı soslar) yerleştiriyorlar. benim zaman zaman kahvaltı olarak tükettiğim bir şeydi bu.denenmeli bence.


daha bir çok şey var tabi ama ben genel olarak 2-3 tl ye yakın bir meblayla nasıl karın doyurulur onu anlattım. ilk aklıma gelen bunlardı.

umarım işinize yarar.


haftalar sonra görüşmek üzere! :)

biliyorum tembelim.

2 Ocak 2010 Cumartesi

ÇOOK DAHA UZUN BİR ARADAN SONRA

Şimdi oturdum okuyorum da eski girdileri... Daha Çin'de yeniyken edindiğim izlenimleri aktardığım acemi işi blogum, hayatına yeni bir ülkede başlamış ortalama bir Türk gencinin ilk izlenimlerini içeren hoş bir çalışma olmuş ama rehber olmaktan hayli uzak.

Güzel eleştiriler ve sözlükten geri dönüşler için teşekkür ederim. Kapatmaya karar verdiğim blogun insanlara hala az da olsa faydalı olduğunu farkediyorum zaman zaman gelen mesajlarda. Bu yüzden bu kararı fesh edip Shanghai'da artık bir turist değilde oranın yerlisi(hah) olarak geçirdiğim zamanda edindiğim tecrübeleri paylaşmaya başlayacağım.

Öncelikle blogun bu kadar ıssız kalmasının nedenleriyle başlıyorum;

Her şey global ekonomik krizin etkisiyle evdeki hesabın Shanghai'a uymaması ile başladı. Gerekli tedbirler içerisinde aylığı 1000 küsür yuan olan (yaklaşık 250 lira ediyor) internet erişimli yurt odamdan ayrılmam da vardı. İki arkadaşımın daha önceden 1700 yuan e tuttuğu eve taşındım.Sağolsunlar onlara da buradan kendileri hakkında biraz bilgi vererek selam etmek isterim;

Ayşen abla ve Deniz abinin çok güzel bir çine geliş hikayesi var; Deniz abi 18 yıl genel olarak kungfu olarak bilinen,çin yakın dövüş ve gösteri sanatlarıyla yani wushuyla uğraşmış bir çok dereceleri olan saatlerce sohbet edilebilecek görmüş geçirmiş bir adam. Ayşen ablayla 8 yıllık birlikteliklerinden sonra bir gün, çin'e gidebilmek için her şeyi denemiş iki kafadar olarak kendi imkanlarını sonuna kadar zorlayıp her hangi bir destek olmadan gitmeye bir nevi ant içmişlerdir. :) Hemen işini bırakıp askere giden Deniz abi orada şans eseri eline geçen bir gazete küpüründe evli olan çalışanların tazminatlarıyla ilgili şuan detayını pek hatırlamadığım bir yasa tasarısının haberini okur. Bunun üzerine planları sekteye uğramasın diye evlenmeye karar verirler öyle ki Deniz abi kız isteme etkinliğine askerden telefonla canlı bağlantı yapar. zaten önceden tanışıklığı olan aileler anlaşır ve Deniz abinin askerden dönüşüyle hakeretli günler başlar. İki adet düğün, Deniz abinin abisinin şarkısı için vidyo klip çekimi, yaşadıkları evin toplanması ve eşyaların baba evinin çatı katına istiflenmesi ve çin e geliş işlemlerini şaşılacak kadar kısa bir süreye sığdırırlar. Söylemesi kolay geliyor ama hanginiz evini,kariyer basamaklarında bir hayli yol aldığı işini, kısacası tüm hayat düzenini bir bilinmezlik için gözden çıkarır? Büyük bir cesaret... Şimdi İstanbul'da hayatlarına devam eden bu iki güzel insan şimdilerde "Anka" isminde bir erkek bebek bekliyorlar. Umarım büyünce anne ve babası gibi olur- olacaktır. Ayşen ablanın da annelik konusunda hiç sıkıntı çekeceğini sanmıyorum zira Çin'de bana (her ne kadar ben böyle söyleyince kızsa da) annelik ve ablalık yaptığı,sayesinde eve gidince önüme gelen sıcak yemeğin keyfini çatabildiğim, parasız kalınca beni utandırarak harçlığımı verdiği bir gerçek. Umarım hep çok mutlu olurlar...

Konumuza dönecek olursak, taksilerle şehre yapılan yolculuklar, sürekli dışardan yemeler, akşamları alkollü eğlenceler epey azalmış ve hatta günlük ihtiyaçların karşılanması bile sıkıntılı hale gelmeye başlamıştı. Aileme daha fazla maddi yönden yük olmak istemediğimden iş aramaya başladım. Şimdi burada çok önemli bir noktayı dile getirmek istiyorum. Türkiye'de Çin dili ve edebiyatı okuyan öğrencilere şöyle bir genel kanı hakim : "oğlum ben çince okuyorum lan, şimdi bütün ticaret çin üzerinden dönüyor bir mezun olayım beni havada kapacaklar. binlerce dolar maaş alıcam" Ne yazık ki böyle değilmiş. İş aradığım yedi aylık süreç içerisinde bir takım üç-dört günlük tercümanlık ve rehberlik işleri dışında pek bir şey çıkmadı. Bu tercüman-rehberlik işlerinin sıkıntısını bilemezsiniz... Sözlükte çevirmenlik başlığına girdiğim bir entry'den alıntı yapayım ; "35-60 yaş arası kibirli,orta okul terk, bir yerden voleyi çakmış ve yurt dışını kerhane zanneden-sensiz su bile içmeyi başaramayacak bir adama bebek bakıcılığı yapıyorsun ve bulunduğunuz ülke onun hayallerindeki gibi çıkmazsa sorun sende oluyor."

Çevirmenlik işleri, Türkçe-Çince tercümanlık için şu şekilde yürüyor, öncelikle tanıdıklarınız olmalı, bu tanıdıkların pasladığı işler herhangi bir yerden çıkacak işten çok daha somut ve sayıca fazla olur. (Bu konuda da kendi meselesiymiş gibi beni hiç aklından çıkarmadan girdiği her ortamda benden söz eden Uğur abime büyük bir teşekkür borçuluyum. Kendisi benimle aynı üniversiteden mezun ve altı senedir Çin'de yaşıyor.) Diğer yollar ise Çin ile ticaret yapan firmaların kontak bilgilerine ulaşıp onları kendinden ve böyle bir hizmet verdiğinden haberdar etmek ile benim yaptığım gibi ticari ateşeliğe gidip kendilerinden böyle birisini tavsiye etmelerini isteyenler için tuttukları listeye adınızı yazdırmak. Ateşenin sekreteri ile iyi anlaşmak tavsiye olunur.

Alabileceğiniz işler varyasyon gösterse de genellikle turistik ve ticari olarak ikiye ayrılır. Turistik olan bunlardan güzel olanı zaten yaşadığınız şehrin tarihi mekanlarını, alış-veriş yerlerini, eğlence yerlerini, masaj salonlarını, türk ve müslüman lokantalarının yerlerini bilmek yeterli oluyor. Ticaret için gelmiş birisine rehberlik yapması ise tam bir karın ağrısı. İş toplantıları, iş yemekleri, fuarlar, fabrika ziyaretleri , çevrilmesi gereken bir ton teknik detay... Bir de bunların üzerine turistik amaçlı gelen insanlara sunduğunuz hizmetin aynısı.

Bunların yanı sıra Türk halkının yurt dışını genel ev zannetmesinden dolayı gelenlerin çoğu size çinli kadınlarla beraber olmak istediklerini söyleyip yardımcı olmanızı isteyecekler. Erkek rehberlerin böyle can sıkıcı bir durumu var. Tabi istemezseniz yapmazsınız ama diğer rehberler de yaptığı için karşı taraf bunu sizin görevlerinizden biri olarak düşünüyor.

Bütün bunların karşılığında arkadaşlarının gerçek üstü(bildiğin atmasyon) anlatımlarının etkisinde kaldıkları için memnuniyetsiz bir adamı yolculuyorsunuz. Karşılığında aldığınız para ise günlük 150 dolar... Tavisyem rehberliğini yaptığınız insanla aranıza hep bir mesaafe koyup sizin yaptığınız işi ciddiye aldığınızı ve lakayıtlığa,haddini aşan durumlara (patronluk kaprisi yapmaya çalışanlar çıkıyor) izin vermeyeceğinizi algılatmak. Unutmayın onun için sıradışı olan bu memlekette siz ona değil o size muhtaç.

Ve işte bu tip işlerle uğraştığım bir dönemin ardından sonunda tam zamanlı bir iş bulmuştum. Shanghai'da çalışan ve yaşayan abilerimin her cuma toplandıkları bir bar var ve ben ara sıra uğrayıp orada vakit geçirmekten keyif alıyordum. Az önce de ismi geçen ve evi neredeyse benim Shanghai'daki ikinci evim olmuş Uğur abiye ve dünya tatlısı eşi Domi ablaya da buradan selam ederim. Bir cuma akşamı Uğur abinin davetiyle gelen Serdar beyle işte o barda tanıştım. Kendisi büyük bir Türk şirketinin Çin sorumlusu ve yaptığımız sohbetin ardından(sanırım biraz da alkolün etkisiyle,çünkü şuan adını hatırlamadığım bir tür nane aromalı içki shotlar halinde arka planda eksilmekteydi)eşiyle beraber kurdukları yeni bir şirkette bana uygun bir iş olabileceğini, ertesi gün kendisini iş yerinde ziyaret etmemi söyledi. Gittim ve ertesi pazartesi çalışmaya başladım.

Bu dönem yoğunluğu ile bir kabus gibiydi. Sabah yedide uyanıp, sekizde derste oluyordum. oniki gibi dersten çıkıp otobüs ve metro ile iki saat uzaklıktaki iş yerime vardığımda zaten ölümcül boğucu sıcaktan mefta olmak üzere olan ben bunun üzerine Shanghai'da sokak sokak gezerek mesaimi bitirene kadar marketing ve diğer işlerle meşgul olmaktaydım. Akşam dokuz buçuk gibi işten çıkıyor ve on bir buçuk- on iki gibi ise eve varıp bir an önce uyuyordum.

Bu süreçte kazandığım paranın da bir hükmü yoktu çünkü zaten epeyce kabarmış olan borçlarımı ödemek durumundaydım.

Kabaca anlatacak olursak böyle işte... Ama bütün bu maddi sıkıntıların hayatıma getirdiği ve iyi ki böyle bir dönem geçirmişim dedirtecek kadar güzel bir aktivite de girmişti hayatıma; bitli turistlik. Shanghai'a modern zamanlarda gelmiş hiçbir turistin bu kadar eğlendiğini sanmıyorum. Bir sırt çantası, iki sandviç, bir büyük şişe icetea ve bir el kamerasıyla yaşadığım maceralar,çektiğim fotograflar ve görüntüler, şans eseri yolumun düştüğü turist ayağı değmemiş mekanlar, arka sokaklar, garip insanlar,enteresan sohbetler... Bunu konu eden bir yazı yazacağım bir dahaki sefere.

Şimdi niçin otostopçunun shanghai rehberi bu kadar yalnız kaldı biliyorsunuz. Güzel bir haberim var gerçi, bu sene okulu bitirip Shanghai'a kesin dönüş kararı aldım. Bundan sonraki hayatımın bir kısmını orada sürdüreceğim.

Bu da yeni bir çok şey öğrenip buraya yazmak anlamına geliyor. Umarım bu sefer işler planladığım gibi gider.

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere!

13 Aralık 2008 Cumartesi

uzun bir aradan sonra...

madem ki upload yapabiliyorum bu sefer, önceden sözünü verdiğim yazı yazma hadisesine girişmeliyim. belki yine internet bağlantımda aksilikler çıkar ve uzun bir süre daha yenileyemem blogu, o yüzden elimden geldiğince anlatmaya başlıyorum;


ŞANGAY


Şangay uzakdoğunun fahişesidir lafını hiç duymuş muydunuz? Belki de şu an yaşadığım bu coğrafyayı en kısa özetleyebilecek kelime öbeği budur.Gençlerinin ısrarla bana karşı kapitalizmin yararların savunduğu bu memleketin işlek caddelerinin üzeri bile onlarca "pembe ışıklı evler"le doludur ve diğer normal dükkanlarla komşu olan bu yerler, içlerinde kendilerini satan Şangay'da herhangi bir yerde göremeyeceğin kadar güzel ve masum yüzlü, camekana eşya gibi dizilmiş genç kızlarıyla çekik gözlü olmayana el sallayarak kanıtlar bunu. Şangay'da tarihi boyunca "uzun adam"a el sallamıştır. .




Şimdi ise Çin'in batıya açılan kapısı olduğu için dejenerasyonun ve asimilasyonun kalbi halindedir. Bu konuya ileride çokça değineceğim ve bizzat bu konuyla ilgili bir kısa dokümanter film projesine hazırlık yapıyorum. Şu an için son olarak şunu diyelim; Şangay, beş bin yıllık tarihi olan bir milletin en gelecek zamanıdır. Yunnan'ın çeltik tarlaları her ne değilse şangay odur



tapınakta cep telefonuyla konuşan rahip...


Şangay'da yaşam herhangi bir metropoldeki yaşamdan pek farklı değil. Bir yanda yükselen gökdelenler, diğer yanda varoşlar; bir yanda alacağı bir yuan için iç burkan bir performans sergileyen yetmişlik nineler, öte yanda xin tian di’de yabancı erkek arkadaş arayan kodaman karıları. İç içe tezatlar ve etrafınızda yeni bir kovan inşa ediyormuşçasına arı gibi çalışan bir devlet. Her yanda yeni başlayan gökdelen inşaatları, vinçler, yollarda ardı kesilmeden akan trafik ve metroda içine dahil olduğunuzda yürümenize bile gerek kalmadan seyahat edebileceğiniz insan selinin birleşerek oluşturduğu bir yumak.



Bunlar benim Şangay'a bakınca gördüklerim tabii. Sevenleri için Türkiye'de bulunamayacak çeşitlilikte markalar, dünyaca ünlü franchise’lar, elit mekanlar mevcut. Cazip gelebilecek kısmı ise tahmin ettiğiniz üzere bunlara ulaşmanın İstanbul'a veya başka bir türk şehrine kıyasla daha kolay olması. Türkiye'de ortalamanın biraz üzerinde maaş alan bir çalışan kur farkından dolayı Şangay'da -ki Çin'in en pahalı kentlerinden biri- daha kaliteli bir yaşam sürecektir.





Biraz da detay gidelim; Şangay, okyanusa kıyısı olan, neredeyse hiçbir hatrı sayılır yükseltinin olmadığı ve örümcek ağı gibi su kanalları-derelerle sarılmış bir coğrafya. Haliyle havadaki nem oranı epey fazla ve bu yazların aşırı sıcak, kışların ise çok çok soğuk geçmesine neden oluyor. Esen rüzgar ne kadar sıkı giyinmiş olursanız olun bir şekilde bedene nüfuz edip üşütüyor. Çok sevgili devletin bilmem kaç yılında ilan ettiği üzere, sarı nehir'in güneyi tropikal bölge olarak geçtiği için apartmanlarda kalorifer ve benzeri ısıtma sistemleri yasak. Bunun yerine her ama her mekanda -çok çok izbe bir yer değilse şayet- klima ve diğer kişisel elektrikli ısıtıcıları kullanıyorlar. Apartman dairelerinin neredeyse hepsinin yalıtım problemleri olduğunu da eklersek Şangay'da üşümeden bir kış geçirmenin bir takım harcamalar yapmadan mümkün olmadığını belirtmiş oluyoruz.


Şangay'ın havasının ve sokaklarının genelde pis olduğunu ve çinlilerin sokağı çocukluklarından alıştırılarak -kıçları açık geziyor küçük çocuklar kafalarına esince ortalıkta tuvalet ihtiyaçlarını gidersinler diye- fütursuzca her türlü atıklarını boşaltmak ve savurmak için kullandığını da söylemeden geçmek istemedim.





Yeme-İçme


Eveet ... genelde en merak edilen konu bu oluyor. Arkadaşlar öncelikle şunu belirtmeliyim ben geldiğimden beri bir sürü tuhaf şey yiyen insan gördüm, bunlar arasında domuz bacağı, burnu, yumurtadan çıkmamış civciv, bilumum iç organ, dış organ, tavuk ayağı, çeşitli çirkin görünen deniz canlıları vesair var. ANCAK ; bir kaç sefer şüphelenmiş olsam da daha Şangay'da böcek yiyen insan ya da böcek satılan lokanta görmedim. İlla ki vardır tabi ama en azından kafanızda önceden oluşmuş; yumulup kendilerinden geçerek, şehvetle börtü böcek yiyen çinli imajını silin. Bu adamlar genelde dışarda la mian denilen çorbamsı bir suyun içinde, hamurdan siz siparişinizi verdikten sonra ustanın gözünüzün önünde çekip büküp hale yola koyduğu bir çeşit eriştemsi makarna ve bunun varyasyonlarını yiyorlar. Bunun dışında türlü türlü şiş, hamur işleri (jiao zi, bao zi vb.) sebze yemekleri, et yemekleri (tabii ki pilav her öğünde var neredeyse) benim en çok gördüklerim.

Dışarıda etrafa kulak kabarttıkça yemek yenilen yerlerde daha çok olmak üzere insanların sıklıkla “bunun tadı güzel, bunun tadı kötü” dediklerini duyuyorsunuz. Başlarda bana tuhaf gelmişti. Yani kendi milletimi baz alarak düşündüm; ben sana gelip iskenderin tadı güzel, kuru fasulyenin tadı güzel, adana kebabın tadı güzel diye saysam bana ne gibi bir tepki verirsin? Hah güzel düşündün AMA kazın ayağı Çin’de öyle değil be güzel kardeşim. Bu adamların memleketinde 56 etnik grubun var olduğunu, abartı bir coğrafyada yaşamaya devam ettiklerini ve her bölgenin kendi, her kesimin kendi atasından-ninesinden kalma x kadar tarifi olduğunu düşünürsek Çin’deki yemek çeşitliliği hakkında fikir edinmiş oluruz. Bu da bize 40 yaşlarında bir çinlinin bir ötekini bunun tadı güzel, bunun tadı kötü diye yönlendirmesinin neden gayet normal bir durum olduğunu açıklar.

Muhafazakar kesim için pek uymayacak ama bence eğer ki Çin’e geldiyseniz Çin yemeklerini denemelisiniz. Birçoğunu beğenmeyeceksiniz tabii. Baştan uyarımı yapayım ama size sürekli onları tüketin diyen yok, ne de olsa bu hayatta bir kere tecrübe edilebilecek bir şey. Bu arada muhafazakar kesim demişken Şangay'da müslüman lokantaları mevcut ve kendilerini tabelalarındaki cami resmi ile yüz metreden belli ediyorlar.


Bir diğer seçenek ise tabii böyle bir imkan varsa kendi yemeğini pişirmek. Bunun için öncelikle alışverişi en uygun yoldan nasıl yaparız sorusu akla geliyor. Sebze ve meyve için Şangay'da mutlaka pazarlar tercih edilmeli. Bu bahsettiğim pazarlar Türkiye’deki gibi haftanın belirli bir günü sokaklara kurulan pazarlar gibi değil. Kapalı ve sabit pazarlar mevcut. Buralardan sebze ve meyve alışverişinizi gönül rahatlığıyla yapabilirsiniz çünkü ucuzlar. Marketten satın alınacak aynı ürünler 3 katı pahalıya gelebiliyor benden söylemesi. Et ürünleri için süper marketlere eliniz mahkum çünkü çok az sayıda kasap var ve iş yapmıyorlar. Şangay'da birçok süper market var ve wal-mart (hao you duo diye geçiyor çin'de), carrefour gibi dünyaca ünlü zincirlerin şubelerinden et ürünleri ve diğer ihtiyaçlarınızı gönül rahatlığıyla karşılayabilirsiniz.


Çin'de neleri özlersiniz sorusuna verilecek birçok cevap var ama genel olarak; sucuk, pastırma, peynir (her ne kadar ithal ürünler içerisinde bulabiliyor olsanız da bizim peynirimizi tutmuyor), zeytin, yoğurt, kuru fasulye, bulgur (kuru fasulyenin ayazda kalmış halini bulabildim ama bulgur cidden yok), kokoreç, midye dolma(son ikisi benim listemde baş sıradalar), türk kahvesi, tombul şişe efes, ekmek (tabii ki bu da var ama yüzde 80 i tatlı geri kalanı da bizim ekmekleri tutmaz), simit, çay, martı, boğaz, anne-baba, eş-dost, eski sevgili.


Yarışmamıza İzmir’den katılan arkadaşların yükselen seslerini duyuyorum. ve.. evet... boyoz.



Yoruldum ama daha anlatmak istediklerimin çok az bir kısmını aktarmışım, bunu fark ettim yazıyı baştan sona bir kere okuyunca. Yani daha anlatılacak çok şey var ve umarım bağlantı problemlerim bir son bulursa buradan paylaşmaya devam edeceğim. Herkese iyi geceler (bkz: saat farkı) Esen kalın efenim..




işte kopya çekmek böyle bir şey... bir sefer başlayınca bırakamıyorsun. fsgdhfgfhfasfddfgjkl

3 Kasım 2008 Pazartesi

nanjing caddesi 2



yüzen devasa ekran.
















puxi den pudong bakışı.

nanjing caddesi



burası bu çinli kardeşlerimizin istiklal caddesi. sürekli
yanınıza gelip size saat, dvd , çanta , ayakkabı ve kadın
satmaya çalışan çinliler, şangay'ın güzel bayanları ve bir
saatten sonra hayat kadınları ile dolup taşan güzide kozmo-
polit mekanımız. gökdelenler eşliğinde yanınızdan minyatür
trenler geçerken şehri iki yakaya ayıran nehire ulaşıyorsunuz
ki sonrası zaten şangay yazıp google da grafik aratırsanız çıkacak
her 10 görüntüden 5 ini oluşturan klasik pudong manzarası.















resim vesair

uzun zamandır internetle ilgili problemlerim var, bu problemler
sürmeye de devam edecek gibi görünüyor. elimden geldiğince
foto upload etmeye çalışıcam. esen kalın.




çinli arkadaşlara türk yemeği yedirdik... pilavdan tiksindiler
onlar için yağlı ve tuzlu bir pilav rezalet bir şey bunu anladık
kendi pilavları haslanmış pirinçten ibaret zira.






sokak kırtasiyesi.



şehrin merkezinde bu tip ara sokaklarla karşılaşmak çok
mümkün. bir yanda gökdelenler,plazalar bir yanda bu tip
izbe yerlerde yemek yiyen insanlar var.



qi pu lu. bu cadde şangay'ın perakende tekstil merkezi.
sokaktaki 5 çinliden 3 ü buradan giyiniyor.



dilenciler bir acaip burada. böyle sedye tarzı şeylerle dilenen
mobil dilencilerimiz var. bazıları da kafalarını yere vuruyormuş
gibi yapıyorlar.

2 Ekim 2008 Perşembe

yine istek üzerine tuhaf yiyecekler ve vesairler



























çinliler arada sırada bizimle fotoğraf çektirmek
istiyorlar.














pek iştah açıcı değil evet.





























salatalık...
















ne olduğunu çözemiyoruz birçok şeyin.















:/




























kampüs yakınlarındaki restoranların toplandığı
süslü bir merkez burası kendi küçük meydanı var.














başka bir açıdan görüntüsü.














en süslü dükkanlar genelde kuaförler. kapısında
danseden elemanları, tuhaf saç kesimleri gibi
bir çok malzeme çıkarıyorlar bize.














yine marketten bir görüntü.
















tanımlanamayan market objeleri.